HOŞGELDİNİZ

Okulumuzda halen okumakta olan ve okulumuzdan mezun olmuş olan öğrencileri buluşturmak, öğrencilerin, öğretmenlerin, velilerin görüşlerini, önerilerini ve etkinliklerini paylaşmak amacıyla Kastamonu İHL ve Anadolu İHL paylaşım alanı yayına başlamıştır....

*Siteye yazı, mesleki çalışma, hatıra resmi de dahil her türlü konuda katkıda bulunmak için hazırladığınız dosyaları kastamonuihl@mynet.com adresine mesaj olarak gönderebilirsiniz.


26 Haziran 2011 Pazar

HANE HALKI EĞİTİM HARCAMALARI ANKETİ word 2 SAYFA


Hane halkı anketi 2 sayfaya indirdik.
Millî eğitim bakanlığı 2011 hane halkı eğitim harcamaları anketi normalde 4 sayfa. Okullardaki her öğrenciye verileceğinden, biz bu anketi word dosyasında tasarruf için 2 sayfaya indirdik. Buradan indirebilirsiniz:
http://dl.dropbox.com/u/30341744/Hane_Halki_Anketi_2sayfa.doc

17 Şubat 2010 Çarşamba

Yenilikler

Kastamonu Anadolu İmam Hatip Lisesinde uzun süredir 'vekaleten' yürütülen müdürlük hizmeti artık 'asaleten' yürütülecek.

Bakanlık tarafından yapılan yeni düzenlemeler çerçevesinde okulumuza Dr.Ali ARSLAN müdür olarak atandı.

Okulun güncellenen yeni sitesi 'taze bir başlangıç' heyecanı taşıyor. Mezun ve halen okulumuzda okuyan tüm öğrencilerimizin bu heyecan ortak olmasını isteriz.

14 Temmuz 2009 Salı

Eğitim sistemi niye sınıfta kaldı?

ÖSS sonuçlarından sonra, pek çok kişinin sokağa çıkamaması gerekiyor. Çünkü ortada eğitim adına tam bir facia söz konusu.Ama bu yetmiyormuş gibi bir de kamuoyu yanıltılıyor. En başarısız öğrenciler bile, başarılıymış gibi gösteriliyor. Bu bir kandırmacadır. Hem de vebali çok büyük bir kandırmaca!.. Dünyanın neresinde, 100 üzerinden 15-20 alan bir aday başarılı sayılıyor? Çıtayı aşağı indirdikten sonra, herkes barajı aşsa ne olacak, aşmasa ne olacak? Sonuçlar ortada. Sıfırcıların sayısı artıyor, ortalamalar düştükçe düşüyor.Fende bir milyon 229 bin adaydan 704 bini sıfır çekti. Türkiye ortalaması 30 soruda 4’te kaldı. Diğer derslerde de durum farklı değil.Peki bunun sorumlusu kim?Milli Eğitim Bakanlığı mı, okul müdürleri mi, YÖK mü, ÖSYM mi, dershaneler mi, veliler mi, öğrenciler mi, siyasetçiler mi? Yoksa hepsi birden mi? .... devamı




Doğu Türkistan/Sinkiyang

Doğu Türkistan (Sinkiyang) Başkenti Ürümçi’de patlak veren ve Pazartesi ikindi saatlerine kadar yaklaşık 150 ölüyle 850 kadar yaralıya málolan arbedeleri anlamak için resmin bütününe bakmak şart.
Sinkiyang (Çince ‘Yeni Fethedilmiş Toprak’ ) yáhut tárihî sáhici adıyla Doğu Türkistan 1.600.000 kilometrekarelik geniş bir ülke. Nüfûsu 20.100.000 kişi ve takrîben dokuz milyonu Uygur bir milyonu Kazak. Çinli nüfus sekiz milyon dolayında, ama hızla artıyor. Uygurlar bizim Ortaasya’daki en doğu amca/dayızádelerimiz. Doğu Türkistan Hanlığı Sultan II. Abdülhamîd Han devrinde Türkiye’yi metbû (tábî olunan devlet) tanımış ve 25 yıl kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olmuşdu. Çin çok mácerálı ve kanlı bir dizi hádiseden sonra 1955 Yılı’nda Doğu Türkistan’ı tekrar ilhák etdi, yáni zorla kendine katdı.Tibet’in ilhákı 1959’dur. Doğu Türkistan, Pákistan ve Afganistan’a sınırdaşdır. Bölgede son derece zengin kömür, altın, uranyum, petrol ve doğalgaz yatakları bulunmakdadır. Uygurlar Çin’e bağlı olmayı hiçbir zaman kabûl etmedikleri için Pekin’in mütemádî ağır baskı ve asimilasyon politikasına máruzdurlar. Çinliler Uygurlara ‘Siz aslında bozkır Çinlisisiniz. Atlarınızı yürütmek için ‘Hoy!’ durdurmak için ‘Dur!’ dediğiniz için sizlere önce ‘Hoydur’ denilmiş, sonra bu, halk arasında söylene söylene ‘Uygur’ hálini almışdır.’ şeklinde îzahatde bulundularsa da Uygurlar huysuzlanarak bunu kabullenmemekde, Mao İlkeleri doğrultusunda ‘Ne mutlu Çinliyim diyene!’ cümlesini haykırmayı reddetmekde ve ‘Hayır, biz Türk ve Müslümanız!’ diye çıkıntılık ve yamukluk etmekdedirler. Bu yüzden ‘amnesty international’ verilerine göre Çinliler onların iyiliği için 1995’den bu yana 3.000’den fazla Uyguru tutuklamışlar ve 250 kadarını kurşuna dizmişlerdir. Aslında iki Uygur fabrika işçisinin ölümü üzerine böyle kitlevî ve kanlı olayların çıkması, işte bu sürekli gerginlik ve baskının sonucudur. Sinkiyang/D. Türkistan gerçi káğıt üzerinde ‘autonom/özerk’dir ama bu özerklik birkaç folklor gösterisi şaklabanlığından ileri gitmez. Pekin Hükûmeti ‘Üç Şer’ sloganı altında ‘terorizm, separatizm (bölücülük) ve extremizm (aşırılık)’ tehdîdini baháne ederek Uygurlara göz açtırmamakdadır. Asimilasyon (eritme) politikasının son hamlesi eşsiz bir tárihî hazîne özelliği taşıyan Káşgar’daki içşehir mahallelerinin yerle bir edilmesi cináyetidir. Káşgar merkezindeki 49.000 háne yıkılmakda ve burada yaşayan 220.000 kişi zorla başka yerlere iskán edilmekdedir. Hálen 3.300 konut yıkılmış durumdadır.Yönetim bundan amacın halkı daha iyi bir yaşam kalitesine kavuşturmak olduğunu iddia ediyorsa da asıl plan kültürel dokuyu imhádır. Oysa Káşgar tárihî karakterini muháfaza etmiş ender Ortaasya şehirlerinden biridir. Ama daha da önemlisi Dáhî Dilbilimci ve ‘Dîván-ı Lügáti-t-Türk’ (1072-1074) Müellifi ‘Káşgarlı’ Mahmud’un vatanı oluşudur. Çinle ittifák ederek Amerika’ya kafa tutma planları yapan güzîde paşalarımızın nazar-ı dikkatine sunulur. Çinliler bu ayaklanmayı da bastıracaklardır ama kırbaç ve süngüyle nereye kadar?
Yağmur Atsız - Star yagmuratsiz@stargazete.com

Kur'an kurslarında 'özel halde' iken Kur'an okunamaz mı?

Tatil döneminde kız çocuklarına Kur'an öğreten hanım öğretmen, sorusunu şöyle sormuş:
- Yaz döneminde Kur'an öğretme devremiz uzun değildir. İki aydan da kısa bir zaman dilimi içinde ne öğretebilirsek onu fırsat biliyoruz. Ancak bu sırada bazen öğretmenin, bazen de yetişkin kız öğrencilerin özel halleri sebebiyle okumaya ara vermek zorunda da kalıyoruz. Bazı alimler, "Hanefilerde özel halde iken Kur'an okumaya da, okutmaya da izin yoktur, ama Maliki'de ruhsat vardır, onunla amel edin, okumaya ara vermeyin" diyorlar. Siz nasıl bakıyorsunuz bu görüşe? Şu kısa devrede Kur'an öğrenimine ara vermemek için hak mezheplerden birinin olur görüşüyle amel etme imkânımız olamaz mı?
Özellikle Diyanet'in hazırladığı ilmihalde olumsuz görüşler bildirildikten sonra olumlu görüşün de şu şekilde ifade edildiğini görmekte, bununla amel etmeyi faydalı bulmaktayız. Birinci ciltte (s. 213) deniyor ki:
- "... Malikiler ve İbn-i Hazm dahil bir grup İslam bilgini, özel halin irade dışında! oluşundan hareketle, hayız hali başlayan kadının lehine bir ayırım yapmayı gerekli görmüş, özellikle Malikiler, kadınların Kur'an öğretimi ve öğrenimi için böyle bir ruhsata ihtiyacı bulunduğu noktasından hareket etmişlerdir!.."
"Bu durumda biz de şu kısa Kur'an öğretme ve öğrenme devresinde bu ruhsattan istifade ile Maliki görüşüyle amel edemez miyiz?
Nitekim seferilikte yola mahremsiz gitmek zorunda kalan Hanefi hanımların Şafii'nin görüşüyle amel ederek çare buldukları gibi, özel halde iken de Kur'an öğretme, öğrenmek için Maliki mezhebinin ruhsatıyla amel ederek biz de çare bulamaz mıyız? Çocuklarımızı yetiştirmek zarureti, bu ruhsatı kullanmak için bir gerekçe olamaz mı?"
Cevap: Peygamber'imizin; "Ümmetimin ihtilafında (farklı görüşünde) rahmet vardır." buyurduğunu hepimiz biliyoruz. Bu hadisi yorumlayan alimler; "Bir mezhebin görüşünde zorluk bulunursa diğer hak mezhebin kolaylık sağlayan farklı görüşüyle (mecbur kalınan durumlarda!) amel edilmesinde rahmet olur" demişlerdir. Mecbur kalınan zaruri hallerde uygulanacak bir çaredir bu.
Nitekim hayatın mecbur kalınan diğer safhalarında bu tercihler yapılmakta, ifade edildiği gibi, hacca ve herhangi bir sefere mahremsiz gidemeyen Hanefi hanımlar, Şafii görüşüyle hareket ederken, tavafta abdestini korumak isteyen Şafiiler de Hanefi görüşünü tercih ederek çıkış yolu bulmaktalar.
İmam-ı Şafii Hazretleri'nin Bağdat'ta Hanefi görüşüne göre kıldırdığı bir sabah namazında Kunut Duası'nı okumaması üzerine yaptığı açıklamada; "Ben Bağdat'ta Hz. İmam'ın misafiri durumundayım. Ona hürmetimi ifade etmek için onun mezhebiyle amel ettim." diyerek, gerektiğinde başka hak mezhebin görüşüyle amel edilebileceğine işarette bulunmuştur.
Şu kısa yaz devresinde Kur'an kurslarında öğretme ve öğrenme fırsatı bir zarurettir.
Bu zarurete dayanarak Maliki'nin kolaylık sağlayan görüşüyle amel edilmesine gerekçe vardır gibi geliyor bana. Yani, kurslarda Maliki görüşüyle amel edilerek okutma ve okumaya ara verilmemesi daha uygun olur diye düşünmek mümkündür.
Kaldı ki, Hanefi ilmihallerinde de özel halde olanlar, kelime kelime ayırarak, yahut da ayetleri yarıya bölerek okuyup öğretebilirler, diye bir çare de gösterilmektedir. Bundan da faydalanarak, öğrenime ara vermemek mümkün olur diye düşünmekteyim.
Elbette bu çareyi zayıf bulanlar, kendi mezheplerinin görüşleriyle amel etmekte ısrar ederler. Onlara yanlış yapıyorlar, denmez; Kur'an öğrenimine ara vermeye razı oluyorlar, başka hak mezhebin kolaylık sağlayan görüşüyle amel etmeye razı olmuyorlar, demekle yetinilir, bir tartışmaya girme gereği duyulmaz. Duyulmamalıdır. a.sahin@zaman.com.tr

İlahiyatçının İş Yavaşlatma Eylemi - Mizah



Halil İbrahim AKBULUT tarafından yazıldı.
Demin haberlerde izledim. Çapa Tıp'ta doktor, hemşire, memur vs. Döner sermaye paylarının yükseltilmesi için eylem yapıyorlardı. Dışarda bağırıp durdular, hastalar beklerken...
Daha önce de İETT şoförleri, bankacılar da iş yavaşlatma eylemleri yaptılar. Bir de grevler var tabii. Biz eylem yapsak nasıl olur?
İş Yavaşlatma Eylemi
İmam Efendi Cuma Namazının ilk rekatında Bakara, ikinci rekatında Ali İmran okur.
Hutbe'de bir cüz açıklaması yapar.


Müezzin tesbihlerin her birbirini 99 çeker.
Akşam Ezanları da Saba makamında okunur.
Grevler
Bayram Sabahı seçilir ki, İnsanlar çok olsun.
Sabah yılda iki defa kıldığı namazı için gelen adam cami duvarında şu afişle karşılaşır:
Bu İş Yerinde Grev Var Bayram Namazı Kılınmayacaktır
İmam Grev Sözcüsü Gömleğini giyip minberden halka seslenir
Müezzin de minareden Susma Sustukça Sıra Sana Gelecek şeklinde temcid okur.
Mesai hakkı
Fazla mesai verilene kadar İmamlar yalnızca sabah 08:00 akşam 17:00 saatleri arasına gelen namazları kıldırır.
Hatimlerde zamanı değerlendirmek için cüzler hafızlar tarafından hızlı şekilde ve paylaşılarak okunduğu halde, eylem sırasında hatim “tertil” ve sıra ile okunur…
Mevlidler de yavaş makamlar seçilerek ... devamı

Reha Çamuroğlu ile Röportaj -Alevilik

Reha Çamuroğlu: “İslam’ın Egemen Olmadığı Hiçbir Coğrafyada Alevilik Yoktur”

Röportaj: Ramazan AkkırNiçin Reha Çamuroğlu ile röportaj yapma gereğini hissettik?
Reha Çamuroğlu hem Alevi cemaatinden birisi hem de hükûmet partisinden milletvekilidir. Bunun yanında O aynı zamanda Ak Parti hükûmetinin gerçekleştirmiş olduğu Alevi açılımının mimarı ve Alevi cemaatinin sorunlarını derinlemesine bilen, ön yargıların farkında ve sorunların diyalog ile çözümlenebileceğine inanan akil adamlardan birsidir. Bilindiği üzere Alevilik sorunu Türkiye’nin önündeki en ciddi ve çözümlenmesi de bir o kadar zor sorunların başında gelmektedir. 1950’li yıllardan itibaren toplumsal hayatta görünür olmaya başlayan ve 2000’li yıllarda siyasi hayata müdahale eden bir cemaat olan Aleviler sorunlarını yüksek sesle dile getirmeye başladılar. Biz de bundan dolayı, dem dergi olarak Sayın Reha Çamuroğlu ile Alevilik sorununu konuştuk.

Aleviliği nasıl tanımlıyorsunuz? Sizin İslam tasavvurunuzda Alevilik nereye oturuyor? İslam ile Alevilik arasındaki bağı nasıl kuruyorsunuz?
Aleviliğin kendi terminolojisini kullanarak bu sorunuza şöyle cevap vermeye çalışayım. Bakınız, ilahiyatçılarımızın karmaşık bir terminolojisi vardır. Bu karmaşık terminoloji, Alevilerin kendilerini tanımladıkları terminolojiyle tam olarak örtüşmez. Aleviler kendilerini tanıtırken -biz, tarih boyunca da Alevi ozanlarda bunu görmüşüz- “yol” kelimesini kullanırlar. Ozanlarımız “Yolumuz var bizim.” derler. Aynı şekilde, “tarik” ya da “tarikat” kelimesini de kullanırlar. Bu kelimeler, deyişlerde, nefeslerde sık sık kullanır. Alevilik ile ilgili olarak ortaya konması gereken bir husus da Bektaşiliktir. Bektaşilik, tam bir tarikattır. Aleviliğin, İslam ile bağını kurmak için özel bir çabaya gerek yoktur. Alevilik, İslam’dan ayrı düşünülemez. Aleviliğin tarihi şunu göstermiştir ki İslam’ın egemen olmadığı hiçbir coğrafyada Alevilik yoktur. Alevilik, İslam’ın tam içinden gelişmiş bir yoldur. Tabii ki kendine özgü, farklı kültürel ve itikadi yönleri vardır; ama Alevilik, İslam’ın bir “yolu”dur. Bektaşilik, İslam’ın bir yoludur ve bu yolları İslam’dan ayrı düşünmek mümkün değildir.

Peki, sıklıkla şifahi ya da mistik kültüre atıf yapılan Aleviliğin belli bir teolojisi mevcut mudur?
Şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Nasıl ki Mevleviliğin, Nakşibendiliğin, Bayramiliğin, Melamiliğin belli bir teolojisi yoksa Aleviliğinde teolojisi yoktur; çünkü teoloji, kapsamlı başlıklar ihtiva eder. Mesela, bir Alevi kelamından söz etmek mümkün değildir. Aynı şekilde, Alevi fıkhından da söz etmek mümkün değildir; ancak bir Caferi fıkhından söz edebiliriz. Bir Eşari kelamından söz edebiliriz; fakat Alevilik için, tüm bunlardan söz etmek mümkün değildir; çünkü Alevilik, tasavvufî bir yoldur ve tasavvufun fıkıhla herhangi bir işi yoktur. Tasavvuf ve fıkıh arasında daha sitemli bir ilişki vardır. devamı

3 Haziran 2009 Çarşamba

2009 YETERLİLİK BELGESİ SINAVI

T.C.
BAŞBAKANLIK
Diyanet İşleri Başkanlığı

Sayı : B.02.1.DİB.0.71.08.902/ 15 02/06/2009
Konu : Yeterlik Belgesi Sınavı.

D U Y U R U

Diyanet İşleri Başkanlığı Sınav Yönetmeliğinin ilgili maddeleri gereğince; Stajyer Vaizlik, Stajyer Kur’an Kursu Öğreticiliği, İmam-Hatiplik ve Müezzin-Kayyımlık yeterlik belgesi verilmek üzere aşağıda belirtilen konulardan yazılı, sözlü ve uygulamalı sınav yapılacaktır.

05/07/2009 tarihinde yapılacak olan yazılı sınav sonucu başarılı olanlardan sözlü ve uygulamalı sınavda da başarılı olanlara verilecek olan yeterlik belgesi;

1- KPSS sonucuna göre ÖSYM tarafından göreve yerleştirmelerde,
2- Halen herhangi bir kamu kurum ve kuruluşunda, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi çalışanlardan bu sınavlara katılıp başarılı olanlara verilecek Yeterlik Belgeleri ise, Başkanlığımızca açılacak unvan değişikliği sınavında,
3- 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na göre istihdam edilecek sözleşmeli personel alımlarında,

kullanılacaktır.

A-Sınava katılmak isteyen adaylarda aranan şartlar

657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun değişik 48. maddesinde sayılan genel şartlar ile birlikte;

a) Stajyer Vaizlik için;

1- Dört yıllık dini yüksek öğrenim mezunu olmak.
2- Bayan olmak.

b) Stajyer Kur’an Kursu Öğreticiliği için;

1- En az imam-hatip lisesi mezunu olmak.
2- Bayan olmak.

c) İmam-Hatiplik için;

1- Erkek olup en az imam-hatip lisesi mezunu olmak.
2- İmam-Hatiplik yapmaya mani bir özrü bulunmamak.

d) Müezzin-Kayyımlık için;

Erkek olup lise veya dengi okul mezunu ve hafız olmak. (İmam-Hatip Lisesi mezunları için hafızlık şartı aranmaz.)


B-Başvuru Şekli ve Diğer Hususlar

1. Yeterlik Belgesi yazılı sınavına müracaat edenler 40 TL (kırk TL KDV dâhil) sınava giriş ücretini, EĞİTEK Döner Sermaye İşletmesi’nin T.C. Ziraat Bankası Beşevler/ANKARA Şubesi, Türkiye Vakıflar Bankası Ankara Merkez Şubesi ve Türkiye Halk Bankası Küçükesat Şubelerinden herhangi birine, bulundukları yerlerdeki anılan bankaların şubelerinden “Kurumsal Tahsilât Programı” aracılığı ile 08/06/2009 – 17/06/2009 tarihleri arasında yatıracaklardır.

2. Şartları taşıyanlar müracaatlarını 08/06/2009 ile 17/06/2009 tarihleri arasında internet ortamında www.meb.gov.tr adresindeki “Merkezi Sistem Sınavları” bölümüne girerek başvuruda bulunacaklardır.

3. Adaylar sınav ücretlerini ilgili şubelerin hesaplarına yatırdıktan sonra, sınava giriş belgelerini de 08/06/2009 – 17/06/2009 tarihleri arasında www.meb.gov.tr adresindeki “Merkezi Sistem Sınavları” bölümüne girerek alacaklardır.

4. Adayların ilgili WEB sayfasından (www.meb.gov.tr, Merkezi Sistem Sınavları) alacakları giriş belgelerinde sınav yeri belirtilecektir.

5. Sınav ücretini yatırmayanlar yazılı sınav için müracaat edemeyecek ve sınav giriş belgesi alamayacaklardır.

6. Sınav ücretinin yatırılması esnasında ilgili dekonta “Diyanet İşleri Başkanlığı Yeterlik Belgesi Yazılı Sınavı” ibaresi mutlaka yazdırılacaktır. Yazdırmayanlar, giriş belgelerini ilgili siteden (www.meb.gov.tr, Merkezi Sistem Sınavları) alamayacaklardır.

7. Bunlar dışında hiçbir hesaba hiçbir şekilde (EFT, Posta Çeki vb.) sınav ücreti yatırılmayacaktır.

8. Adaylar yazılı sınava gelirken “Sınav Giriş Belgesi” ile birlikte kimlik belgelerinden birini de (Nüfus Cüzdanı, Pasaport veya Ehliyet) yanlarında bulunduracaklardır.

9. Diyanet İşleri Başkanlığı Sınav Yönetmeliğinin 14 üncü maddesi gereğince yazılı sınavda başarılı sayılmak için en az 70 puan almak şarttır.

10. Yazılı sınavda başarılı olanların sözlü ve uygulamalı sınav tarihleri ve sınavın yapılacağı yer ayrıca duyurulacaktır.

11. Gerçeğe aykırı beyanda bulunanlar, geçerli puan alsalar dahi sözlü ve uygulamalı sınava alınmayacaklardır.

12. Daha önce yeterlik belgesi almış olanlar başka bir görev için sınava katılabileceklerdir. (Örneğin imam-hatip yeterlik belgesi olan müezzin-kayyımlık yeterlik belgesi için, vaizlik yeterlik belgesi olan K.Kursu Öğreticiliği yeterlik belgesi için)

13. Halen kamu kurum ve kuruluşlarında Devlet Memuru olarak çalışanlardan duyuruda belirtilen şartları taşıyanlar da istemeleri halinde stajyer Kur’an Kursu Öğreticiliği ve İmam-Hatiplik Yeterlilik Belgesi Yazılı Sınavına katılabileceklerdir.

14. Verilen Yeterlilik Belgesi hangi görev için verilmiş ise o görev için geçerli olacaktır.

15. Adaylar yalnızca bir unvan için yeterlik belgesi sınavına müracaatta bulunabileceklerdir.

16. Başvurusu/sınavı geçersiz sayılan, sınava girmeyen, sınava alınmayan ya da sınavdan çıkarılan, başarılı olamayan, başvuru şartlarını taşımadığı halde sınav ücreti yatırmış olan adayların ödedikleri ücretler kesinlikle iade edilmeyecektir. Ancak; Adayın kendi kusuru dışında idari sebeplerle sınava giremeyen adaylar sınavın ait olduğu yıl içinde ve banka dekontu ödendi makbuzu ile EĞİTEK’e başvuruda bulunduğu takdirde kendisine ücret iadesi yapılabilecektir.

17. Aday, özürlü olması halinde durumunu yukarıda belirtilen adrese (www.meb.gov.tr, Merkezi Sistem Sınavları) bölümüne yapacağı başvuruda belirtecektir.

18. Sınava başvuranlar arasında sınav öncesinde ve sınav anında EĞİTEK tarafından tedbir alınmasını gerektirecek herhangi bir özür durumuna sahip olan aday/adaylar var ise, adaya ait sağlık kurulu raporunun, özürlü kimlik kartının kurum onaylı örneği veya adayın özür durumunun resmi olarak işlenmiş olduğu nüfus cüzdanı örneğinin herhangi birini bir nüsha halinde adayın bağlı bulunduğu kuruma teslim etmesini, bir nüshasını da posta yolu ile en geç 25/06/2009 tarihinde EĞİTEK Ölçme Değerlendirme ve Açıköğretim Kurumları Daire Başkanlığında olacak şekilde gönderilecektir. Bu tarihten sonra EĞİTEK’e ulaşan belgeler dikkate alınmayacaktır.


C- Sınav Konuları

1- Vaizlik Sınav Konuları:
Kur’an-ı Kerim, Arapça, Tefsir, Hadis, Kelam, Fıkıh, Dini ve Mesleki Kültür, Başkanlık ve Devlet Memurları ile İlgili Mevzuat ve Hitabet,

2- Kur’an Kursu Öğreticiliği Sınav Konuları:
Kur’an-ı Kerim, Akaid, Fıkıh (İbadet Konuları), Siyer ve Ahlâk, Hitabet,

3- İmam-Hatiplik Sınavı Konuları:
Kur’an-ı Kerim, Akaid, Fıkıh (İbadet Konuları), Siyer ve Ahlâk, Hitabet,

4- Müezzin-Kayyımlık Sınav Konuları:
Kur’an-ı Kerim, Akaid, Fıkıh (İbadet Konuları), Ezan ve İkamet,


PERSONEL DAİRESİ BAŞKANLIĞI (DİB Personel Daire Başkanlığı sitesine gitmek için tıklayın)

31 Mayıs 2009 Pazar

İlahiyat fakültelerine rekor kontenjan


İlahiyat Kontenjanında %115 Artış Bu yıl ÖSS’ye girecek olan milyonlarca öğrencinin merakla beklediği üniversitelerin 2009-2010 öğrenci kontenjanları artışına, İlahiyat Fakülteleri damgasını vurdu. Devamı...

2007-2008 İlahiyat Kontenjanları

11 Mayıs 2009 Pazartesi

Kadınların Melle* Kazım’ı (* Hoca)

Bu köye göbeğine kadar sakallı hocalar geldi, kızlarımızı onlara emanet etmedik.Ama sen başkasın.

29 ay önce bir ocak sabahı annesi Neriman ve babası İzzet’le birlikte girdi Bilge Köyü’ne... İlk görev yeriydi ve aklında ardında bıraktığı üç kız kardeşi vardı. İki yılın sonunda yeni tayin hakkı olacak, yine Batı’ya dönecekti! 1984’de Bolu’nun Kıbrısçık İlçesi’nin Kızık Köyü’nde doğmuş, o güne kadar Doğu’yu hiç tanımamıştı. Yine de zorlanmadan diyalog kurdu köylülerle. Uzun süredir kullanılmayan köy camisini yeniden ibadete kazandırdı. Fakat köylüler evde namaz kılmaya alışmıştı. O yüzden camide namaz kılarken uzun süre yapayalnızdı.

Çocuklardan Kürtçe öğrendi

İşe çocuklardan başladı. Derslerinde yardımcı oldu, vakit buldukça da onlarla oyun oynadı. Bu ilgiyi gören köylülerin ona bakışları değişti. Ve bir gün, bir öğle vaktinde caminin kapısından Serhat Çelebi içeri girdi. Onu Hacı Cemil izledi. Aylar sonra artık vaaz verebileceği bir kalabalığa kavuştu camisi.

SEN imamların yüz akısın...

24 yaşında çok uzaklardan Mardin’in kuş uçmaz kervan geçmez bir mezrasına geldin...

Her imam hatipli gibi sen de biraz erken büyümüştün... Her imam hatipli gibi sen de hevesini tam olarak alamamıştın hayattan... Her imam hatipli gibi sen de daha çocuk yaşta "müthiş idareci" olmuştun...

Bir "erkek Çalıkuşu" gibi geldin o mezraya...

Mezranın çocukları sana Kürtçe öğretti, sen onlara bilmedikleri bir hayatı...

Büyük sakallı ağır mollaların başaramadığını başardın: İtimat telkin ettin koskoca Kürt kadınlarına...

İki yıl boyunca öyle destansı bir iş çıkardın ki o mezrada, "Türkiye imamlık tarihi"ne adını altın harflerle yazdırdın.

Yeşil sarıklı ulu hocaların iki yüzyıldır yapamadığını yaptın... Devamı

Köylüler imamı sevmeseydi katliam olmayacak mıydı?



Aslında ne kadar anlamsız bir soru. Ancak Mardin'de yaşanan katliam sonrası yapılan değerlendirmelere ve haberlere bakılınca soru anlam kazanıyor. Hürriyet Gazetesi'nin tecrübeli ismi Faruk Bildirici'nin yaptığı haberde bu sorunun cevabı olmasa da "soruyu" bulmak mümkün...

Bildirici yaptığı haberde köydeki iki figürü karşılaştırıyor. Birisi öğretmen diğeri imam...

Önce o haberi okuyalım: Yazının devamı için tıklayınız

9 Aralık 2008 Salı

Yeterlilik Sınavı

Diyanet İşleri Başkanlığı 13/11/2008 tarihli duyuru ile 'Stajyer Kur’an Kursu Öğreticiliği, İmam-Hatiplik ve Müezzin-Kayyımlık Yeterlik Belgesi Sınavı' için 2009 yılı bahar döneminin öngörüldüğünü açıkladı.

Başkanlık tarafından yapılan açıklamada şöyle denildi: "2009 Yılı bahar ayı döneminde Stajyer Kur’an kursu öğreticiliği, imam-hatiplik ve müezzin-kayyımlık yeterlik belge sınavı açılması planlanmaktadır."

30 Kasım 2008 Pazar

Türkiye'de Kur'an-ı Kerim'e İlgi Ne Durumda?

Zinde Sosyal Gelişim Derneği tarafından Toplumun Kuran-ı Kerimle nasıl buluştuğu, okumasını nasıl öğrendiği, Kur'an-ı Kerim meali okuma oranı, Meali okumama nedenleri, meale sahip olma oranı gibi konularla ilgili alanında ilk defa bir kamuoyu anketi yaptırıldı. Anar firmasına, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından oluşturulmuş, istatistiki bölge birimleri sınıflandırılmasında (İBBS) esas alınan 12 ilde 2224 kişi üzerinde bir anket yaptırıldı.

Yapılan Bu Araştırmaya Göre,
● Araştırmaya katılanların büyük çoğunluğu tarafından (%92,6), dinin hayatlarında önemli bir yer tuttuğu söylenmiştir. Eğitim seviyelerinin yükselmesine bağlı olarak, dindarlık eğilimlerinde azalma seyri olduğu görülmüştür.
● Deneklerin %82,2’ si çocuklarının dindar olarak yetişmesini istemektedir ayrıca %74,6’ sının ilk dini bilgilerini anne-babadan aldıkları tespit edilmiştir. Modernleşme ve artan kentleşme süreçlerine rağmen ailenin, toplumun hala ana çekirdeğini oluşturduğu gözlenmiştir.
● Dini konularda ilk başvurulan yerin (%30,8 oranı ile) cami hocaları olduğu görülmektedir. İHL’lerden dini eğitim aldığını söyleyenlerin oranı ise sadece %2,6 dır. Sosyo-ekonomik statü (SES) ve eğitim seviyesinin yükselmesine bağlı olarak namaz kılma, oruç tutma gibi ibadetlerin daha düşük oranda yerine getirildiği gözlenirken, zekat verme, sadaka ve fitre verme gibi ibadetlerin ise daha yüksek oranlarda yerine getirildiği gözlenmiştir.

Devamı...

16 Kasım 2008 Pazar

Resim Deyip Geçmeyin!



5 Kasım 2008 Çarşamba

Çok Gezen mi, Çok Okuyan mı...


Merhaba. Daha dün Kastamonu İmam Hatip Lisesi sıralarında bir öğrenciydim; bu gün Kars Kafkas Üniversitesi Sarıkamış Turizm Otelcilik MYO da okuyan bir öğrenciyim. Benim Kars’a gelip burada okuyacağımı kim bilebilirdi ki? Ee, demek kısmetse oluyormuş; kaderin insana ne göstereceği, başa ne getireceği hiç belli olmuyormuş… Buna zaten inanıyordum ama artık bunu tecrübeyle öğrenmiş oldum.

Bir yazı yazarak, bir kaderden diğer bir kadere kulaç atarken öğrendiğim şeyleri sizinle paylaşmak istedim. Artık şunu rahatlıkla söyleyebiliyorum: ‘ İnsan, gezdikçe; yeni dünyalara kapı araladıkça okurken öğrendiği şeylerden daha çok şey öğreniyor.’ Kars’a ulaşmak için yaptığım yolculuğu anlatırsam ne demek istediğim daha açık ortaya çıkacaktır.

Kars’a Kastamonu’dan hareketle yaklaşık 21 saat süren, zor ama komik, güzel ve biraz da maceralı bir yolculuktan sonra ulaşıyorum… Okula gelirken neler görüyorum neler, saymakla bitmez. Biraz bu konulara değinmek istiyorum Okula kayıt olmak için yaptığım ilk yolculukta Kars’a Ankara üzerinden geldim. Ankara Büyükşehir Terminalinde otobüsten indim; saat henüz sabaha karşı beş… O zaman Ramazan ayı tabi; sahuru otobüs de yaptık. Arıyorum arıyorum ama bir türlü Kars bileti bulamıyorum. Şaşırdım… Bu arada, ‘Erzurum arabası kalkıyor’ diye duyar gibi oldum. Hemen düşündüm: ‘Ben bu arabaya binsem mi binmesem mi?’ Yolculuğa çıkmadan önce Türkiye fiziki haritasını epeyce incelemiştim. Ben haritayı incelerken annem babam bir yandan bana bakarak ağlıyorlardı, öbür yandan ‘ Elden gelen bir şey yok çünkü okumanın iyisi kötüsü olmaz. Doğu da olsa Batı da olsa okuyacaksın oğlum!’ diyerek beni motive ediyorlardı. Ben lise dönemimde Doğuyu pek sevmezdim. İçinde bulunduğum ortam nedeniyle tabi ki… Neyse nerde kalmıştık?

Erzurum Dadaş Turizm otobüs firması muavini ‘ Ver sen oradan altmış milyon, bu arabaya bin, seninle arkadaşlar ilgilenir, Erzurum’dan seni Kars a yönlendirirler’ dedi. Anam! O da ne? Otobüse bir girdim ki ne göreyim? Peçeli, esmer insanlardan oluşan ve tamamen Kürtçe konuşan bir yolcu grubu. Çekinmedim değil… İki Japon turist gördüm, onlara ‘Welcome to Turkey’ dedim. Aklım sıra artistlik yapıyorum… Turistler ‘Hoş bulduk’ demesinler mi?
Her neyse… Yolculuk başladı. Ankara’dan çıktık gidiyoruz. Artık otobüste Kürtçe türkü çalıyor; millet şarkıya eşlik ediyor. Ben de öyle aval aval çevreme bakıp duruyorum. Saatler sonra Sivas göründü. Bir baktım, yolculardan kimisi sigara içiyor kimisi yemek yiyor. Ben o gün niyet etmiştim, onları öyle görünce ‘Keşke bugün oruç tutmasaydım’ dedim. Zaten seferi olduğumuzdan dince de bir sakıncası yok, onu biliyorum ama neyse artık; Allah şüphesiz sevabını ona göre verir.

Bu molanın ardından Erzincan ve Erzurum’da da mola verdik Erzurum da iftar ettim. O gece Erzurum otogarında sabahladım. Sabah erkenden Sarıkamış’a geldim. Kayıt işlemleri öğleye kadar bitti. Biraz da gezdim… Düşündüm ‘ Geldiğim hattan mı geri dönsem yoksa Karadeniz üzerinden mi dönsem’ diye. Karadeniz üzerinden dönmeye karar verdim. İyi de etmişim, tüm Karadeniz sahilini Sinop a kadar gördüm. Geceleyin sahil boyunda yolculuk çok hoş oluyor, bunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Bir de Doğudan Karadeniz e geçince insan kendini değişik hissediyor; Kürtçe ağızdan Karadeniz e geçince değişik bir ağızla karşılaştım bu sefer…Sadece televizyonda karşılaştığım o ağızın uygulamasını Trabzon’da görünce ne kadar güldüğümü anlatamam.Artık şüphem kalmadı , insan gezdikçe kendine bir şeyler katıyor ve çok şey görüp öğreniyor bu bir gerçek.

10 Kasım 2008 de vizeler (sınavlar) var.Şu an ders çalışıyorum. İnşallah kurbanda geleceğim memleketim Kastamonu’ya. Gelmeliyim çünkü, hayatımda ilk kez Ramazan bayramını ailemden, sevdiklerimden ayrı geçirdim.

Üniversite, bir çok ilki görmeme vesile oldu… Mesela, bayramı ilk defa ayrı geçirdim ailemden… İlk defa babamın gözünden yaş aktığını gördüm. Gördüklerim karşısında Doğulu vatandaşlarımız hakkında fikrim değişti. Şu an Kürt, Alevi, Azeri, Zaza, Laz, Gürcü,Ermeni, Dadaş,Gakkoş,Çerkez sınıf arkadaşlarım var… Bunlar benim hayatımda ilk. Daha önce çevremde bu kadar kalabalık ve farklı özellikler taşıyan insan olmadı.

Sonuçta üniversite bilinen ve bilinmeyen yönleriyle insana çok tecrübe kazandırıyor... İnşallah herkes bu tecrübeleri görür ve tadar .

Ne diyebilirim ki, kusursuz bir hayat, acısıyla tatlısıyla sorumluluk dolu bir yaşamın başlangıcı…